Eski Günler

Uzun bir aradan sonra, yep yeni bir makale ile tekrar beraberiz. Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu gün bir tarih konusu anlatmayacağız. Biraz nostalji yapıp hatıralarımızda kalan anıları yâd edeceğiz. Yani Eski Günler … Özlüyoruz değil mi? Hele ki şu covid-19 günlerinde dahada fazla özlemeye başladık. Yaşı 30 ve üzeri olanlar bir çoğumuz o günleri mumla arıyoruz. Ayrıntıları ile anlatmaya çalışacağım. Eski Günler makalesi Yalçın Kara farkı ile sizlerle.

1987 doğumlu olduğum için sizlere doksanlar zaman diliminden  kısa kısa bahsedeceğim. O dönem yaşanan komşuluk ilişkilerinden, dostluk, akrabalık ilişkilerine, aşklardan müzik ve sinema ya bir çok konuyu ele alacağız. Böylelikle makaleyi okudukça Eski Günler tek tek aklımıza gelecektir. Peki uzun bir aradan sonra neden böyle bir makale ile geliyorum karşınıza? Bu aralar o eski günleri mumla arıyorum da o yüzden. Eski Günler bir daha geri gelmez ama belki yaşatabiliriz. Nasıl olur bilmem ama yapılamayacak bir şey değil.  Umarım bir gün bir kereliğine de olsa, o eski günleri yaşama şansımız olur. Bu gün belki yaşatamayacağız ama yazılan makale ile hayal ettirme şansımız olacak… İyi okumalar

Eski Günler

Nereden başlasam bilmiyorum. “Eski Günler” dendiği zaman aklıma çok şey geliyor. Bir çoğumuzun fakirdik. İmkanlarımız kısıtlıydı. Ama yüreğimiz ve cesaretimiz kocamandı!  Teknoloji bu gün ki kadar geniş değildi. İstediğin zaman filim izleme imkanın yoktu. Eğer kasetin yoksa sevdiğin şarkıyı tekrar dinlemek için baya sabır ve çaba gerektiriyordu. Mavi veya siyah önlüklerle giderdik okula. Soba yakıp ısınırdık. İliklerimize kadar ısınırdık hemde. Birde sobanın üzerinde sürekli kaynayan bir su olurdu. Annemiz yollardı komşuya sorardık; “Annem yolladı. Müsaitseniz akşam oturmaya geleceğiz.” O komşular hep müsait olurdu.  Eski Günler… Çizgi filmler, oyunlar, hayat şartları, bayramlar …. Haydi başlayalım.

Komşuluk İlişkileri

Eski Günler komşularla çok güzeldi. Komşudan bir bardak un isterdik. Komşu neredeyse bir kilo un verip yollardı. Az önce demiştim ya “o komşular hep müsait olurdu” diye, işte benim için en güzel anılardı. Akşam olur oturmaya giderdik. Hanımlar bir tarafa oturur, babalar bir tarafa. Biz çocuklarda fırça yemeyeceğimiz alanlara giderdik. Tabi misafirliğe gidiyorsan boş gitmek olmazdı. Komşuda üşenmez akşama kadar kekler, börekler, yapıp bizleri ağırlardı. Babalar doksanlara göre “Eski Günler” mazisine dalardı. 80’li veya 70’li yıllarda ki anılarını keyifle anlatırlardı. Annelerimiz hem çay servisi yapar, hemde birbirleri ile muhabbet ederlerdi. Biz çocuklar ise oynaya bildiğimiz her oyunu oynardık… Oyuncaklar doksanlı yıllarda ki çocukların göz bebeğiydi.

Komşular, aslında günümüz de bile en yakın dostlarımızdır. Fakat bunu sadece başımıza bir olay geldiğinde anlayabiliyoruz. Eskiden, birlik ve beraberlik komşuluk ilişkileri ile başlardı. Evet fakirdik. Ama bazı kişiler vardı ki,  fakirliğinin yanında yardıma da muhtaçtı. Muhakkak çoğumuzun öyle komşuları olmuştur. Eski Günler içerisinde, hayırsız evlatların, yaşlı anne ve babalarını bir başına bıraktıkları olurdu. Çok duyardık bunu. Bazen yemeğe davet edilirdi, bazense bir kap yemek fazla yapılır o kişilere verilirdi. Babalar işten eve gelirken ekmek aldıkları vakit, 1-2 adet fazla ekmek alır o muhtaç kimselerle paylaşılırdı.

Eğer apartmanda oturduysanız, o apartmanda haftanın belirli bir günü olur ve tüm apartman sakinleri o gün bina içerisinde ki kendi kapı önünü yıkardı. En üst kattan en aşağı kata kadar bu devam ederdi. El birliği ile o bina mis gibi kokardı. Yazları kazanlar kurulur kışa hazırlık yapılırdı. Odun ateşinde salçalar kaynardı. El birliği ile yapılırdı. Ramazanlarda komşuların birbirine olan ikramlar sayesinde ramazan sofralarımız bol bereketli geçerdi. İftar sonrası kısa bir aile oturmasından sonra hep beraber teravih namazı kılmaya gittiğimiz günleri çok ama çok özledim… Eski Günler komşuluğuna, burada noktayı koymazsak, bu makale nihayete ermez.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Osman Kocaoğlu'na Vefasızlık

Akraba İlişkileri

Eskiden akrabalar uzaklarda oturmazdı. Hemen hemen tüm akrabalar aynı mahallede ya da aynı semtte otururdu. Akrabaların sorunları hiç bitmezdi. Muhakkak her hafta birinin bir sorunu olurdu ve o sorun çözülürdü. Herkesin sülalesinde illa bir yaramaz adamı olurdu.  Ya kumar borcu olurdu, ya da pavyon ayağı olur tüm maaşı yer gelirdi. Eve geldiğinde kıyamet kopardı. Ertesi gün nasıl oluyordu bilmiyorum ama tüm sülale olayı duyuyor ve müdahale etmeye yaramaz akrabaya gidiyordu.  Sözü geçen yaşlılar  gelir biraz kızarlar, biraz da nasihat ederlerdi. Toplanan akrabalar kendi arasında para toplayıp evin mağdur hanımına verirdi. Eski Günler akrabalığı tabi ki bununla sınırlı değildi.

Hafta sonları muhakkak bir akraba ziyareti yapardık. Büyüklerin elleri öpülür hali hatırları sorulur , gönülleri alınırdı. Her hafta ya bir akrabanın evine misafirliğe giderdik, ya da bir akrabamızı misafirliğe kabul ederdik. Bayramları köyde geçirirdik. Bayram namazından sonra dedem ve babamla beraber köyde ki bayramlaşma halkasına katılırdık. Allah’ım! Tokalaş tokalaş bitmezdi. Yaşımız biraz büyüyünce halkaya katılmamak için gizliden gizliye kaçardık. Dedem bu huyumuza çok kızardı. Keşke bundan dolayı bizi dövseydi. O Eski Günler çok kıymetliymiş. Biz kıymetini hiç anlamamışız.  Bu gün korona nedeniyle bırak halkayı, yanına gidip oturamıyoruz bile.

Kız İsteme

Eski Günler kız isteme merasimleri bu gün bile ballandıra ballandıra anlatılan merasimlerdir. O ne telaştı! Oğlan tarafının emmisi, dayısı, halası… toplanır, aynı şekilde kız tarafınında emmisi, dayısı, halası toplanır.Müthiş bir curcuna. Çocuksan en çok o dönem fırça yersin. Çocuklar sürekli “ayak altında dolaşmasın” diye herkes tarafından kovalanır. Fakat herkes üzerine düşen görevi başarılı bir şekilde tamamlardı. Kimi evleri süpürür siler, kimi ikramlıkları hazırlar, kimi elbiseleri yıkar ve ütüler… Akşam olur ve oğlan tarafı kız istemeye gider. Bir tarafta kız tarafının ailesi ve yakın akrabaları, diğer tarafta oğlan tarafının ailesi ve yakın akrabaları.  Ciddi bir merasim olduğu için biz çocuklar o dönemde annelerimizin dizinin dibinde sıkı sıkı oturtuluyoruz. Kalkmaya yeltenen çocuk herkes tarafından “otur yerine” uyarısı alarak yerine oturtuluyordu. Tabi anneden hafif bir şamar yiyerek.

Karşılıklı muhabbetler edilir ve oğlan tarafının babası konuya girerdi; “Efendim! Biz, bu gün burada, hayırlı bir iş için bulunuyoruz. Allah’ın emri, Peygamber Efendimiz’in kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz.” Eğer daha önce konuşulup anlaşıldıysa, kzı oğlanı, oğlan kızı istiyorsa, kızın babası adet yerini bulsun diye kızına döner sorar; “kızım ne diyorsun buna?” kız ise cevap vermez. “Sen ne dersen o olsun baba!” manasına gelen o işareti yapardı. Yavaşça başını öne eğerdi. Kız babası “hayırlı olsun” der ve kahveler içilirdi. Eski Günler kız isteme merasimini neden bu kadar ayrıntılı anlattım? Hemen açıklayalım.

Dedik ya emmileri, dayıları, teyzeleri, halaları toplanır diye. Peki neden toplanıyorlar hiç düşündünüz mü ? Akraba ilişkilerinin en önemli yerindeyiz şuan. Eski Günler bu tarz ilişkiler sayesinde o kadar güzeldi. Şimdi bu iki çift evlenip yuva kuracaklar. Her şey ateş pahası. Bir normal sıradan bir aile kolay kolay kalkamaz bu işin içinden. İllaki kalkar ama sancısı da çok olur. İşte o zor günlerde akrabalar devreye girerdi. Kimi halısını alırdı, kimi koltuğunu alırdı, kimi mutfak gereçlerini alırdı. Aile reislerine de diğer vazifeler düşerdi. Böylelikle el birliği ile bir yuva kurulurdu. Düğünde gelen takılarda o çiftin bir nevi güvencesi olurdu. Tabi bu sadece akrabalarla değil, komşular ve dostlarda burada çok önemli roller oynardı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Reshad Strik Ailenin Samimi Üyesi

Doksanlarda Çocuk Olmak

Eski Günler makalesinin en keyifli yanı, doksanlarda çocuk olmaktı. Dedik ya imkanlar kısıtlıydı. Bize alınan oyuncağı bozmamamız gerekiyordu. Çünkü bir daha kolay kolay alınmazdı. Erkek çocukların arabaları ve kız çocukların bebekleri meşhurdu.  Bu oyuncakları bozduğun zaman yenisi kolay kolay alınmazdı. Hem imkansızlıktan hemde çocuğa ders vermek amacıyla. Kırık oyuncağı ile oynayan çocuk keyif almaz. Diğer çocuklar gibi güle oynaya kolay kolay oynayamaz. Gün gelir ceza biter ve baban akşam eve geldiğinde sana süpriz yapar. Daha önce ki bozulan oyuncaktan daha iyi bir oyuncak alır ve sen onu bozmamak için artık çabalarsın.

Bu gün çocuklar tablet ve telefonları ile oynuyor. Hatta bir araya geldiklerinde bile tablet ve telefonla oynuyor. Bazen akraba ziyaretlerinde, bazen komşu ziyaretlerinde oyunlar oynardık. Eğer okula gidiyorsanız oyunun boyutu biraz değişiyor. İsim-şehir oynardık, SOS oynardık… Evde oynanabilecek en güzel oyun sıcak-soğuktu.  Nasıl oynanırd

Eski Günler
Eski Günler

ı ? Biri yumardı gözünü, diğeri eline aldığı bir nesneyi saklardı. Daha sonra gözünü yuman oyunca nesneyi arardı. Eğer nesneden uzaksa, nesneyi saklayan”soğuk” derdi. Eğer nesneye yakınsa “sıcak” derdi.  Saklanan nesneye yaklaşıyorsa “ılıdın” uzaklaşıyorsa “buz gibi oldun” diyerek oyuncu saklanan nesneye yönlendirilir.  Eski Günler nice oyunları ile hatıralarımızda saklambaç, yakan top, ebelemece, Yağ satarım-bal satarım, kör ebe gibi oyunlar genellikle dışarıda oynanırdı. Eğer doksanlarda biraz gençseniz, oyunların şekli değişiyordu. Sessiz sinema bunların meşhur oyunuydu.

Aşklar

Çok düşündüm. “Günümüz de insanlar neden birbirinden çabuk sıkılıyor?” diye… Cevabı aşkta buldum. Önce günümüze bakalım. Kız ve erkek okulda veya iş yerinde tanışıyorlar. İlk işleri birbirlerinin telefon numaralarını almak oluyor. Whatsapp, messenger, instegram, skype vb  uygulamalardan birbirlerini ekliyorlar. Vedalaşıp evlere dağılırken, henüz köşeyi dönmeden birbirlerine yazmaya başlıyorlar. Bu günlerce sürüyor. Gündüz beraberler, akşamları da telefondan yazışıyorlar. Bir süre sonra bu monotonluk sıkmaya başlıyor. Kız başka şeylerle, erkek başka şeylerle ilgilenmeye başlıyor. Bir süre sonra ayrılık… Eski Günler aşkları nasıldı peki ?

Eskiden bu kadar kolay değildi. Öncelikle birbirlerini sevdiklerini öyle kolay kolay söyleyemezlerdi. Tahmin ederlerdi ama yinede kolay kolay söylenmezdi. Yine okul örneğini verelim.  Öyle sürekli görüşülmezdi. Gizlilik birinci ilkeydi. Telefon yok! İnternet yok! Okul bittikten sonra eve gittiklerinden, ertesi gün  okula gidene kadar görüşme yoktu. Bundan dolayı aşıklar birbirini özler ve heyecanla beklerdi.Oğlan her zaman yolda bekleyen olurdu. Kız kendisini beklediğini görünce gözlerinin içi gülerdi. Eğer o gün oğlan hastaysa gelemediyse, o kız için o gün çok sıkıcı geçerdi. Eski  Günler işte .Benim zamanımda lisedeyken tuşlu cep telefonları çok modaydı. SMS’ler ücretli, kontörler kıymetliydi. Akşamları evde sevdiğimiz kişiyi bir kere çaldırıp kapatırdık.  Sonra büyük heyecanla aynısını onun yapmasını beklerdik. Telefonumuz, o beklediğimiz kişinin adı ile bir kere çalıp kapandığında ; “oda beni seviyor” derdik ve mutlu olurduk.

Evet bu gün ki aşkların tek bir sorunu var. Özlem duygusunun yok olması. whtatsapp gibi uygulamalar ve geniş imkanlar sayesinde neredeyse 7/24 görüşen kişiler bir müddet sonra sıkılmaya başlıyor. Bu çok doğal. İnsan en çok sevdiği yemeği bile her gün yerse, bir müddet sonra sıkılabilir. Birbirinizi özlemeye fırsat verin. Eski Günler yazımız daha sonra ki makalelerde devam edecektir.

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest